404 Not Found

404

Not Found

The resource requested could not be found on this server!


Proudly powered by LiteSpeed Web Server

Please be advised that LiteSpeed Technologies Inc. is not a web hosting company and, as such, has no control over content found on this site.

Namazda Huşu İçinde Olmak


Namazda Huşu İçinde Olmak

‘Namaz, mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.’ (Nisa Suresi, 103) ve insanlara hayatları boyunca sürdürmeleri emredilen çok önemli bir ibadettir.

Bu önemli ibadet üzerinde titizlikle durulmalı ve vakti geldiğinde huşu içinde uygulanmalıdır. Allah Kuran’da müminler için, ‘Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.’ (Mü’minun Suresi, 2) buyurmaktadır. Allah’ın huzurunda bulunulan bu özel anda yalnızca O’nun gücünü ve kudretini düşünerek, saygıyla dolu bir korku içinde bu ibadeti yerine getirebilmek çok önemlidir.

Sadece bir görevi yerine getirme bilinciyle kılınan namaz kuşkusuz amacına ulaşamaz. Namazda önemli olan Allah’ın gücünü düşünerek O’nu birlemek ve O’nu yüceltmektir. Namaz esnasında günlük hayatla ilgili sorunların düşünülmesi ya da planlar yapılması son derece uygunsuzdur. Samimiyetten uzak bu davranış, ibadetimizin Allah katında kabul görmesini riske atabilir. (Allah en doğrusunu bilir.)

Etrafımızda pek çok insandan : ‘Namaz kılarken aklıma çok iyi bir fikir geldi’ gibi namazın amacına yakışmayan sözler duyarız. Bazı insanlar namazdan sonra ne yapacaklarını düşünür bazıları ise bir an önce namazlarını kılıp işlerine devam etmek için sabırsızlanırlar.

Oysa Allah’ın vakit bildirerek bizleri namaza çağırdığı özel anlar her mümin tarafından şevkle beklenmeli ve o özel anlarda büyük bir istekle Allah’ın huzurunda durulmalı ve Allah’ın emri üzerine huşu içinde bu ibadet yerine getirilmelidir

İnsanların çoğu randevularına karşı son derece titizdirler. En güzel ve en temiz giysilerini giyerek tam zamanında söylenilen yerde olmak için ellerinden geleni yaparlar. Ancak aynı titizliği namaz vakitlerinde gösteremedikleri çok açıktır. Çoğu zaman işler bahane edilir ve vakit bulunamaz ya da işlerin arasına sıkıştırılıp özensiz bir şekilde kılınıp günlük koşuşturmacaya devam edilir. Ancak ‘(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’ (Nur Suresi, 37) ayeti, bize namazın ve diğer ibadetlerin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Hiçbir iş ya da eğlence namazdan ve Allah yolunda yaşamaktan daha önemli değildir.

Bu tabloda göze çarpan çok önemli bir gerçek vardır: İnsanlar genellikle Allah rızasını gözetmek yerine kendi nefislerine hoş gelen bir hayatı yaşamayı ve dünyaya sımsıkı bağlanmayı tercih ederler. Bu büyük gafletten ancak ölüm melekleriyle karşılaştıklarında uyanacak olan bu insanlar, hayatta sahip olduklarını sandıkları her şeyi geride bırakıp gerçeklerle yüzleşeceklerdir. ‘Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: “Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz’in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık.’ (En’am Suresi, 27) Kuşkusuz bu büyük bir pişmanlık olacaktır. Ancak dünyaya geri dönüş mümkün olmadığı ve son anda yapılan tevbeler kabul edilmeyeceği için sonsuz bir cehennem azabı dünyada gaflet içinde yaşayan insanlar üzerine hak olacaktır. Şeytanın boş vaadlerle Allah’ın yolundan alıkoyduğu bu insanlar Allah’a kul olmak yerine nefislerinin ve şeytanın esiri olmalarının bedelini şüphesiz çok ağır ödeyeceklerdir. Dünya hayatında insanlara boş vaadler veren şeytan, O gün geldiğinde kendisine uyan insanlara ‘Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah’tan da korkuyorum’ (Enfal Suresi, 48) diyerek aslında ne kadar büyük bir hata yaptıklarını hatırlatacaktır.

İnsanları bu gafletten kurtaracak tek yol Allah’ı sıkça zikretmek ve Allah rızasını arayarak yaşamaktır. Namaz kılmak bu yolda yapılacak en önemli ibadetlerden biridir. Bu yüzden namazı huşu içinde kılmak ta son derece önemlidir. Bu özel anlarda şeytanın fısıltılarına kulak vermek yerine tüm kalbimizle Allah’a yönelmek en güzel ve en doğru hareket olacaktır.

‘(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va’detmez.’ (Nisa Suresi, 120)

Mayıs 4th, 2017

Kuran Ahlakından Uzak Yaşayan Toplumlar


Kuran Ahlakından Uzak Yaşayan Toplumlar

İnsanların Kuran’ı okumadıkları ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz oldukları gerçeğine her gün biraz daha şahit olmaktayız. Kuran’da tavsiye edilen güzel ahlak ve imandan uzak yaşayan insanların oluşturduğu toplumlarda hırsızlık, dolandırıcılık, fuhuş, uyuşturucu, cinayet, zina ve pek çok suç ve eylemler yaygın halde görülmektedir. Allah korkusu olmayan insanların şeytanın telkiniyle hareket etmesi sonucunda ortaya çıkan bu vahim tablonun, son yıllarda oldukça tehlikeli boyutlara ulaştığını görmekteyiz.

İnsanlara empoze edilmeye çalışılan ‘anı yaşa’ telkinleriyle ve ‘hümanist’ felsefelerle yalnızca dünya zevkleri için yaşamak gerektiği düşüncesi yaygınlaşmış, bunun sonucunda da insanlar Allah korkusundan ve ahiret inancından uzaklaşıp gaflet içinde yaşamaya başlamışlardır.

Allah’ın razı olacağı bir hayat yaşamaktan ziyade nefisinin bencil tutkularının peşinden giden insan, dünyanın bütün zevklerini sonuna kadar yaşamayı hedefler. Bu yolda da her şeyi yapabilecek bir ruh yapısına sahip olur. Mantık çizgisinden ayrılan bu insanlar sadece duygularına göre hareket eder ve çoğu zaman yanlış kararlarla yanlış adımlar atarak tüm hayatlarını ve en önemlisi ahiretlerini tehlikeye sokarlar.

‘Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.’ (Ali İmran Suresi, 14)

Dünya hayatının bu derece çekici ve süslü görülmesi imtihanın bir gereğidir. Tüm bu güzelliklerden vazgeçerek sadece Allah rızası için yaşamak ve sonsuz cenneti arzulamak, duygularıyla değil aklıyla hareket eden insanlara özgü bir harekettir. Samimi olarak Allah korkusunu yaşayan insanların oluşturduğu toplumlarda daha mutlu ve huzurlu insanların yaşayacağı kesindir. Bu insanların oluşturduğu bir toplumda hırsızlık, dolandırıcılık, fuhuş, cinayet gibi suçların rahatlıkla işlenebilmesi de pek mümkün değildir.

Sonuç olarak din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda görülen her türlü olumsuzlara karşı alınacak en güzel önlem Kuran ahlakının yaygınlaşmasıdır. Andolsun, Biz bu Kur’an’da çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. (İsra Suresi, 41) ayetinden de anlaşılacağı gibi güzel bir ahlaka sahip olmanın yolu Kuran’ı okuyup üzerinde düşünmek ve öğüt almakla mümkündür.

Şeytan ise, bitmek bilmeyen telkinleriyle insanları bu yoldan uzaklaştırıp günaha sürüklemeye devam edecektir. İnsanların şeytana karşı son derece uyanık olmaları ve önlem olarak da Allah’ı çokça zikretmeleri gerekmektedir.

(Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 201)

Mayıs 4th, 2017

Dua Etmek


Dua Etmek

Sizi yaratan, akıl ve beden bahşeden, ruhunuza çeşitli zevkler yaşatan Allah’a yeterince yakın mısınız? O’na en son ne zaman dua ettiniz? Allah’a sadece zorluk anlarında mı dua ediyorsunuz, yoksa size olan yakınlığını bilerek O’nu sürekli anıyor musunuz? Cevabınız ne olursa olsun yapmanız gereken en doğru şey, “Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf Suresi -16 ) ayeti gereği, Rabbimizin bize çok yakın olduğunu ve “Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.” (Bakara Suresi -107) ayeti gereği de tek dostumuz ve yardımcımızın Allah olduğunu unutmamak olacaktır. Allah bir başka ayetinde ise, kullarına olan yakınlığını ve dua edenin duasına icabet edeceğini şu şekilde bildirmiştir:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi – 186)

“Çağırmak, seslenmek, yardım istemek” anlamlarına gelen dua, Yüce Rabbimizle aramızda kurduğumuz önemli bir bağdır. Dua ederek, gücü sınırsız olan Allah’ın karşısındaki aczimizi kabul etmiş oluruz. “De ki: Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?…” (Furkan Suresi – 77) ayetiyle, Allah katında değer bulmamıza vesile olan dua ibadetinin önemini de anlamış oluruz.

Dua, çoğu insanın olumsuz bir olay karşısında elinden geleni yapıp, artık yapacak bir şey kalmadığında başvurduğu son çaredir. “Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür.” (Adiyat Suresi -6) ayetinden de anlaşıldığı gibi insanların çoğu, duasına icabet edip kendilerini zor durumdan kurtaran “…Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler…” (En’am Suresi -91) İnsanların bu nankör tavrı, bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:
İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi – 12)

Oysa insan, sağlıklı iken ve hayatındaki her şey yolunda giderken de Allah’a dua etmeli ve bütün bunlar için şükretmelidir. İbadetlerin tümünde olduğu gibi duada da sabırlı ve kararlı olmak, Kuran’a en uygun tavır olur. “Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu şüphesiz, huşu duyanların dışındakiler için ağır bir yüktür.” (Bakara Suresi, 45) ayetinden de anlaşıldığı gibi sabır ve namazla yardım dilemek Allah’ın bir emridir. Ancak Rabbimizin Enbiya Suresi 37. ayette bildirdiği üzere, insan aceleci olarak yaratılmıştır. Her konuda hemen sonuca ulaşmak isteyen insan, dualarının da anında kabul edilmesini ister. Duası istediği yönde gerçekleşmediğinde ise dua etmekten vazgeçer. Bu nedenle sabır ve kararlılıkla dua etmek, huşu duyanların dışındakilere ağır gelir.

Oysa müminler dua ettiklerinde Allah’ın kendilerini işittiğini ve kesin olarak dualarına icabet edeceğini bilirler. Olayların tesadüfen değil, Allah’ın belirlediği kadere göre geliştiğinin farkındadırlar. Bu nedenle dualarının karşılıksız kalacağı gibi samimiyetsiz bir ruh halinde olmazlar.

Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim. (Mü’min Suresi – 60)

Allah, bir başka ayetinde ise “… Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden… ” (Neml Suresi, 62) sıfatını hatırlatmaktadır. Bu da samimi duaların Allah katında karşılık göreceği anlamına gelir.

İmam Rabbaninin bu konudaki sözleri ise şöyledir:

“Bir şeyi istemek, ona nâil olmak (onu elde etmek) demektir; Zirâ Allahû Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez.” İmamı Rabbani

Unutmamak gerekir ki Allah, insanın aklından geçirdiği dua mahiyetindeki tek bir düşünceyi dahi karşılıksız bırakmaz. Duaya icabet, duanın aynen gerçekleşmesi anlamına gelmez. “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua eder, insan pek acelecidir.” (İsra Suresi, 11) ayetinden de anlaşıldığı gibi kişi, kendisine zararı dokunacak bir konuda dua edip, bunun hiç farkında olamayabilir. Allah duasına istediği yönde icabet etmediği için, duasının kabul olmadığını zanneden kişi, büyük bir yanılgı içindedir. Zira Allah merhametinden dolayı, kulunun hayrına olacak şekilde duasına icabet etmiştir.

Duada istenilen şeyin geciktirilerek verilmesi, ya da istenilen yönde icabet edilmemesi Allah’ın, kullarının sabrını ve tevekkülünü bir denemesi ve onları imani yönden olgunlaştırması anlamına da gelebilir. (Allah en doğrusunu bilir)
Dua ile ilgili çok önemli bir konu daha vardır. Sözlü duanın yanı sıra, kişinin fiili olarak da çaba göstermesi oldukça önemlidir. Örneğin üniversite sınavını kazanmak için dua etmekle beraber, fiili bir çaba olarak sınav başvurusu yaparak ve düzenli bir çalışma ile sözlü duayı desteklemek gerekir. Allah her şeyi bir sebep sonuç ilişkisi ile yaratmıştır. “Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil kılmışızdır.” (Furkan Suresi – 45) ayetinden de anlaşıldığı gibi, Allah gölgeyi yaratmış ve güneşi de ona delil kılmıştır. Sonuca ulaşmak için sebeplere uygun olarak gerekli tedbirleri almak, ancak bunları etkili kılacak olanın Allah olduğunu bilerek, sabır ve tevekkülle sonucu Allah’tan beklemek en doğru tavır olur.
Kainatı yoktan var eden Allah için, yaşayan milyarlarca kulunun duasına icabet etmek çok kolaydır. Yeter ki bizler, bütün gücün Allah’a ait olduğunu bilerek, her duamıza icabet eden Rabbimizin dilemesi dışında hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini ve bir şeyin olması için ona yalnızca “Ol” demesinin yeterli olduğunu unutmayalım.
Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Tekvir Suresi -29)

Mayıs 4th, 2017

Biz bu dünyada neden varız?


Biz bu dünyada neden varız?

Yazar: Ferdi Korkmaz

Bu dünya neden yaratıldı;

Biz bu dünayada neden varız;

Kur’an neden indirildi;

Muhammed neden peygamber seçildi;

Bu soruların cevabı nedir sizce bana bunu biri açıklasın din diye müslümanlık diye birşeyden neden hiç bahsedilmiyor. Müslümanlık neden sadece sözde kaldı. Boş bir dünya hevesi için neden bu çabalar bu istekler. Neden neden neden…

ARTIK KENDİNİZE ÇEKİ DÜZEN VERMENİN ZAMANI GELDİ GEÇTİ GEÇİYOR ÖMÜR BİTİYOR. YOLUN NERESİNDESİNDİR BİLİNMEZ AMA, HAYAT ÇOK KISA BU BİR GERÇEK SENDE BUNUN FARKINDAYSAN BU SORULARI DÜŞÜN VE YANITLA

Ben size cevabını vereyim belki bazıları düşünmeden yoksun olabilir asıl gerçek olan ahiret hayatına hazırlık için.

Mayıs 4th, 2017

Cuma Namazı Hakkında Bilmedikleriniz


Cuma Namazı Hakkında Bilmedikleriniz? Cuma Namazımız Geçerli mi Değil mi?

Cuma Namazı şartlarını taşıyan her müslümana farz olduğu bütün ulemalarca üzerinde şüphe bulunmayan bir namazdır. Başlıkta belirttiğimiz gibi geçerli mi değil mi Zuhri ahir gerekir mi konusu bu namazın farz olup olmaması ile ilgili değil aynı anda bir yerleşim yerinde kılınabilir mi kılınamaz mı şüphesine nazaran kılınmaktadır. Bunu birazdan ayrıntılı açıklayacağız. Çok eskiden beridir zuhri ahir diğer adıyla son öğle namazı kılınmaktadır bu konu hakkında halkın pek fazla bir bilgisi bulunmamaktadır. Şöyle ki zuhri ahir nedir neden cuma namazı sonrasında 10 rekat namaz kılıyoruz çoğu kişi bunun farkında değil hiç bilmiyor bazıları da biliyor ama yanlış biliyor. Bugün bütün camilerimizde kılınan bu namazların biliçsizce kılınması dini bilgilerimizin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Burda ki sorun birazda yetkililerimizin, din alimlerimizin, din büyüklerimizin yeteri kadar halkı bilgilendirmemesinden kaynaklanmaktadır. Tabi sadece suç büyüklerimizde değil insanımız bir şeyler okuyup öğrenme gayreti göstermiyor, okumuyor, araştırmıyor böyle ortaya karışık birşeyler çıkıyor.

Şimdi zuhri ahiri biraz açalım nedir bu son öğle namazı? Peygamberimizin döneminde asıl kaynak peygamberimiz olduğu için tüm müslümanlar aynı yerde namaz kılıyorlardı bundan farklı birşey olma ihtimali de yok. Düşünün Peygamberimizin olduğu bir yer varken farklı bir yerde toplanıp namaz kılınması düşünülemez. Burası tamam. Sorun bundan sonrasında başlıyor. Müslümanlık yayılıyor müslüman şehirleri ve köyleri kuruluyor. Müslümanlar çoğalıyor şimdi herkesin toplanıp aynı yerde namaz kılması diye bir durum sizce düşünülebilir mi? Sadece düşünülebilir ama uygulanamaz. Daha ayrıntıya girelim. Aynı yerleşim birimi içinde nufus çok fazla olduğu için herkesin aynı yerde namaz kılması mümkün olmadığından farklı yerlerde kılınması zorunluluğu doğmaktadır. Başka bir sorunu da örnekle açıklayalım daha anlaşılır olması için. Aynı yerleşim yerinde nüfus az ama arada mesafeler olan iki yer var karşı karşıya ama aralarında yürüme mesafesinden daha fazla bir mesafe var. Her hafta cuma günü vasıta bulup bir yerde toplanıp cuma namazını kılmaları pek mümün olmaz bu onlara eziyet de olur. Ulaşım yüzünden hepsi kendi arasında namaz kılıyor, şimdi burda ilk tekbir alanın namazı kabul olur görüşü var. Şimdi ne yapmak gerekir hangimizin namazı kabul hangimizin ki kabul değil. Böyle bir durum düşünüldüğünde iki tarafında zuhri ahir namazı kılması gerekir. Burda bazı alimler gereken durumlarda farklı yerlerde cuma namazı kılınabilir demişlerdir. Farklı yerlerde kılınan bu cuma namazlarının hepsimi kabul yoksa ilk tekbir alanın mı namazı kabul olur. İşte mesele bu sorunun cevabına çözüm bulamamaktan kaynaklanmaktadır. Tam olmasa da zuhri ahir konusunda biraz fikir sahibi olduğunuzu varsayıyorum.

Mayıs 4th, 2017

Marka tescil, web tasarım ve hosting hizmetleri


Marka tescil, web tasarım ve hosting hizmetleri

Turkmark.com.tr isimli internet sitesine girenler, buradan gerek patent sorgulama ihtiyaçlarını karşılayabilecek, gerekse de web tasarım ve web hosting gibi çözümler satın alabilecektir.

Marka patent sorgulama, patent tescil, hosting, web tasarım ve alan adı hizmetlerinden yararlanmak isteyenlerin Türkmark’ı tercih etmeleri önerilir. Siz de bu ihtiyaçlarınızı en iyi şekilde karşılamak adına, bundan sonra Turkmark Danışmanlık ve Teknoloji A.Ş. ile çalışabilirsiniz.

Marka sorgulama linkine tıklayarak, marka ve patentleri en hızlı şekilde sorgulama fırsatı elde edebileceksiniz.

Siteniz profesyonel ve aynı zamanda kullanışlı bir şekle girsin istiyorsanız, Türkmark’ın sunduğu web tasarım hizmetine başvurmanızı tavsiye ediyorum.

İletişim: 444 89 33

Nisan 26th, 2017

Otomobil kiralamada en doğru adres – Zgr.com.tr


Otomobil kiralamada en doğru adres – Zgr.com.tr

Otomobil kiralamak isteyenlerin tercih edebileceği en ideal adres, yazımızın başlığında da vurgulamış olduğumuz gibi zgr.com.tr adresidir. Bu site üzerinden en kolay ve en hızlı şekilde kiralık araba rezervasyonlarınızı gerçekleştirme fırsatı bulabileceksiniz.

Bir izmir rent a car firması olan Zgr, her geçen gün daha da büyümektedir. Müşterilerine birinci sınıf kalitede araba kiralama hizmeti sunan Zgr’den memnun kalmamanıza olanak yoktur. Firma ile bir kez çalışanlar, bundan sonra İzmir’e her geldiklerinde ZGR’den araç kirala hizmeti talep edecektir.

ZGR Rent a Car firmasının araç filosunu ve kiralık araç fiyatlarını görmek isterseniz, hemen zgr.com.tr isimli web sitesine ziyarette bulunabilirsiniz.

Nisan 14th, 2017