Hz. Aişe radıyallâhu anhâ anlatıyor: “Ey Allah’ın Resülü, dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?” Şu duayı okumamı söyledi:
“Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu’l-afve fa’fu anni. (Allahım! Sen affeedicisin, affı seversin, beni affet.)”
El-Hudri radıyallâhu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün Mescid’e girdi. Orada Ensâr’dan Ebü Ümâme radıyallahu anh denen kimse ile karşılaştı. Ona:
“Ey Ebu Ümâme, niçin seni namaz vakti dışında Mescid’de oturmuş görüyorum?” diye sordu.
“Peşimi bırakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah’ın Resulü” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselâm:
“Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder.”
“Evet, ey Allah’ın Resulü, öğret!” dedim.
“Öyleyse, dedi, akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duayı oku: “AIlah’ım üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çaImasından ve insanların kahrından sana sığınırım.”
Ebu Ümâme der ki: “Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamımı giderdi, borcumu ödedi.”
Hz. İbnu Abbâs radıyallâhu anhümâ anlatıyor: “Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm üzüntü sırasında şu duayı okurdu: “Halim ve azim olan Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Kıymetli Arş’ın Rabbi, arzın Rabbi, Semâvât’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur.”
Hz. Sa’d radıyallâhu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Balığın karnında iken, Zü’n-Nün’un yaptığı dua şu idi: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü mine’z-zâlimin. (Allah’ım! Senden başka ilâh yoktur, seni her çeşit kusurlardan tenzih edirim. Ben nefsime zulmedenlerdenim.)” Bununla dua edip de icâbet görmeyen yoktur.”
Sa’id İbnu’l-Müseyyeb merhum anlatıyor: “Şam ehlinden bir kimse, hanımının yanında bir erkek yakalamıştı. Erkeği de kadını da öldürdü. Muâviye radıyallahu anh, katil hakkında hüküm vermekte zorluk içinde kaldı. Meseleyi Ali İbnu Ebi Talib’e sorması için Ebu Musa radıyallahu anhüma’ya yazdı.
Hz. Ali radıyallahu anh: “Bu benim diyarımda (Irak’ta) vaki olmayan bir hâdisedir, hükmünü bana sizin söylemenizi istiyorum!” dedi. Ebu Musa radıyallahu anh da:
“Bu hususta sana sormam için bana Muâviye radıyallahu anh yazmıştı” dedi. Hz. Ali radıyallahu anh:
“Ben Ebu’l-Hasan’ım! Eğer katil dört şahid getiremezse ipiyle maktul tarafa verilir kısas yapılır!” buyurdu.
Muvatta, Akdiye 18, (2, 737).
Târık el-Muhâribi anlatıyor: “Bir adam (gelerek): “Ey Allah’ın Resûlü! Şunlar, Câhiliye devrinde falancayı öldüren Benî Sa’lebe kabilesidir. Onlardan intikamımızı alıver!” dedi. Bu söz üzerine Aleyhissalâtu vesselâm, ellerini öylesine kaldırdı ki, koltuk altlarının beyazlığını gördüm. Şöyle diyordu: “Anne, çocuğu adına cinayet işlemez, cinayeti kendi adınadır.” Resûlullah bu sözü iki kere tekrar ettiler.”
Sa’lebe İbnu Zehdem el-Yerbû’î radıyallahu anh anlatıyor: “Ensârdan bir grup insan gelip:
“Ey Allah’ın Resûlü! Şunlar Benî sa’lebe İbnu Yerbû’dur. Cahiliye devrinde falan kimseyi öldürdüler!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm sesini yükselterek:
“Bir kimse diğerinin cinayetinden sorumlu olmaz” buyurdular.
Nesai, Kasame 39, (8, 53).